Thursday, 12 March 2009

Başlangıç

Üç tane gerçek var.

Birincisi hiçbir şeyin rastlantısal olmadığı ve rastlantısallık (random) kavramının tamamen insanın mikro düzeydeki algılama yetersizliğinden kaynaklandığı gerçeği. En basit örnekle bir zar atıldığında gelebilecek sayının rastlantısal bir x={1,2,3,4,5,6} değişkeni olduğunu ve her değerin gelme olasılığının P(X=x) = 1/6 olduğunu ve ∑ P(X = x) = 1 olduğunu düşünürüz. Bu sonuncusu, yani bütün olasılıkların toplamının 1 olması aslında "ya müdür eninde sonunda oluyor işte .m.na koyiim" tarzı bir isyan aslında. Gerçekte zarı atarkenki vücut pozisyonumuzdan atma hızımıza (bu da arasında ruh halimiz, o gün spor yapıp yapmadığımız (bu da ailemizin bizi spora teşvik edip etmemesiyle korele (bu da baba veya annenin spora teşvik edilip edilmemesiyle korele (bu da...))) gibi değişkenler olan sonlu bir küme, o zarın ne geleceğini deterministik bir sürecin sonucu yapıyor.

İkincisi, rastlantısallık kavramının matematiği işlevli, hayatı yaşanabilir kılan doğasından geliyor. Bu da muhtemelen hiç bir zaman her şeyi deterministik bir sürece oturtamayacağımız, ama her zaman bazı şeyleri rastlantısal olmaktan çıkartabileceğimiz gerçeği.

Üçüncüsü ise aramızdan birinin bunu hepimizden önce farketmiş olması. Galatasaray'ın efsanevi kalecisi Hayrettin Demirbaş'tan bahsediyorum. Kapattığı direkten gol yedikten, 3,5km/h hızla giden topu ıskalayıp maçı verdikten sonra kendisine uzatılan mikrofona gözünde, farkındalığın melankolik pırıltısı ve sesinde sinik bir tonla söylediği o söz: "Ksfmet".