Thursday, 1 April 2010
Modern Makroekonomi'nin Çöküşü Kafası -1-
2009 krizi ve akabinde mainstream medya + blogospherede yankılanan post-otistik iktisat kıvamlı "modern makro çöktü" "krizi tahmin edemediler" serzenişleri ile iktisatı "kök"lerine döndürmek için sunulan "yapıcı" (Hadi Uluengin tarzı tırnak kullanmaktan nefret ederim ama ksfmet) önerileri eğlenerek izliyorum.
Ortak noktaları genelde şu:
İktisatçılar krizi tahmin edemedi, demek ki modelleri yanlış. Modelleri yanlış çünkü insanlar rasyonel değil bunlar rasyonel varsayıyor + çok fazla matematik kullanıyorlar.
Önce, bahsedilen "modeller"in hiç biri forecaste yönelik modeller değil, ki zannediyorum kompleks genel denge modellerinden bahsediliyor. Bu modeller ilk olarak belirli varsayımların mantıksal implicationlarını etüt etmek için (örn: enflasyonu düşürmek spesifik olarak hangi kanallar,ve hangi mekanizmaların nasıl işlemesi sonucu insanların alışverişte harcadıkları süreyi düşürerek emek verimliliğini arttırır - uçuk bir örnek ama ana fikir bu) kurulur, ikinci olarak makroekonomik toplamlar arasındaki ilişkileri sayısallaştırarak farklı senaryolar altında neler olabileceğini belirlemeye çalışlar (örn: farklı vergi rejimleri altında dıştan gelen bir talep şokunun işsizlik etkileri ne yönde olacaktır). Modellerin ortak tek bir noktası vardır: Out-of-sample forecast, yani gelecek tahminine yönelik değildirler. Net. Varolan hiç bir modelin böyle bir amacı yoktur, zaten out-of-sample forecastin şu an için üstünde konsensüse varılmış bir metodu yoktur, uygulanan modeller genelde ekonometrik/istatistik modellerle değişkenlerin geçmiş değerleri ile gelecekteki değerlerini tahmin etmeye yöneliktir. Alakasız iki model türü yani.
Bu kafa karışıklığını giderip "krizi tahmin edemediler, modelleri yanlış :(" önermesindeki "modelleri yanlış :(" kısmını çürüttükten sonra, krizi tahmin etme kısmına geçelim. Makroiktisatta en çok test edilmiş ve en sağlam denilebilecek teorilerden biri Efficient Markets Hypothesis'dir (bkz. Eugene Fama), teorinin söylediği şeyi şöyle özetleyebiliriz: Krizleri öngöremeyiz. Ok? Dağılın şimdi.
Şaka bir yana kriz tahmin etme kısmında şöyle bir şey var, Makroekonomi'nin amacı hiç bir zaman t+n zamanında olacak spesifik X olay kümesinin bırak net tanımını, probabilistik tanımını vermek olmamıştır. "Yau dolar nolur?" tarzı taksici sorularını anlıyorum ama adam yurtdışında MBA, hala gelmiş bana krizi tahmin edemediniz diyor. Kriz tahmin etme gibi bir amacımız yok ki bizim? Falcı mıyız biz geleceği öngörelim? Kaldı ki meteoroloji bile değişken sayısı iktisata göre çok düşükken ciddi tahmin hataları yaparken, sen gerçek hayatta n sayıda insanın n^k sayıdaki ilişkisi kadar değişken olan bir sistemde nasıl kesin ve net bir tahmin bekliyorsun? Hadi bekliyorsun diyelim, e ulan, "matematikten çıkalım iktisat sosyal bir bilim eaeağaeağea" ile nasıl tahmin edeceksin, bunu söyle bana? Neyse bu noktaya sonra geleceğiz.
Makroiktisat'ın amacı nedir? Kaotik olarak tanımlanabilecek, insanların birbirleriyle zaman içerisinde kurdukları ekonomik ve ekonomik olmayan ilişkilerin makroekonomik toplamların zaman içerisindeki dalgalanmaları ve trendlerine olan etkilerini + bu toplamların birbirleriyle olan etkileşimlerini ANLAMAK, AÇIKLAMAK. Bu. Bunu yaptıktan sonra, herhangi bir zamanda gerçekleşebilecek farklı senaryoların ne tarz dalgalanmalara yol açıp bunun hangi kanallar ile iktisadi ajanların refah seviyelerini nasıl etkileyeceğini görmek, bu kanalların minimize edilmesi için politika önerileri sunmak. Şuraya kadar x krizi t+n zamanında olur şeklinde bir şey gördük mü? Görmedik, zira yok böyle bir şey.
İktisatçının işlevinin gelecekte ne olacağını öngörmek olduğunu düşünmek ve öngörülemeyecek bir olay gerçekleştiğinde iktisatçıyı günah keçisi ilan etmek, siyaset bilimciyi savaşlardan sorumlu tutmak kadar eblehçe bulduğum bir yaklaşım. Biraz daha ileriye götüreyim, şu anki tartışmaları yarın öbür gün Paris'e minik bir meteor düşüp 4. Arondissement'ın yarısını alsa "astrofizik kökenlerine dönmeli, ne lan öyle matematik motamatik?" tribine benzetiyorum.
Politika önerileri, rasyonalite tribi ve anti-matematik yaklaşımlar kısmına diğer yazıda devam edicem.
Thursday, 12 March 2009
Başlangıç
Üç tane gerçek var.
Birincisi hiçbir şeyin rastlantısal olmadığı ve rastlantısallık (random) kavramının tamamen insanın mikro düzeydeki algılama yetersizliğinden kaynaklandığı gerçeği. En basit örnekle bir zar atıldığında gelebilecek sayının rastlantısal bir x={1,2,3,4,5,6} değişkeni olduğunu ve her değerin gelme olasılığının P(X=x) = 1/6 olduğunu ve ∑ P(X = x) = 1 olduğunu düşünürüz. Bu sonuncusu, yani bütün olasılıkların toplamının 1 olması aslında "ya müdür eninde sonunda oluyor işte .m.na koyiim" tarzı bir isyan aslında. Gerçekte zarı atarkenki vücut pozisyonumuzdan atma hızımıza (bu da arasında ruh halimiz, o gün spor yapıp yapmadığımız (bu da ailemizin bizi spora teşvik edip etmemesiyle korele (bu da baba veya annenin spora teşvik edilip edilmemesiyle korele (bu da...))) gibi değişkenler olan sonlu bir küme, o zarın ne geleceğini deterministik bir sürecin sonucu yapıyor.
İkincisi, rastlantısallık kavramının matematiği işlevli, hayatı yaşanabilir kılan doğasından geliyor. Bu da muhtemelen hiç bir zaman her şeyi deterministik bir sürece oturtamayacağımız, ama her zaman bazı şeyleri rastlantısal olmaktan çıkartabileceğimiz gerçeği.
Üçüncüsü ise aramızdan birinin bunu hepimizden önce farketmiş olması. Galatasaray'ın efsanevi kalecisi Hayrettin Demirbaş'tan bahsediyorum. Kapattığı direkten gol yedikten, 3,5km/h hızla giden topu ıskalayıp maçı verdikten sonra kendisine uzatılan mikrofona gözünde, farkındalığın melankolik pırıltısı ve sesinde sinik bir tonla söylediği o söz: "Ksfmet".